Stalker / İz Sürücü (1979)

Beynimin zincirlediği limanlar var,
öğretiler kulağımda fısıldar
Gördüğüm siluetler insan motifli bir dünya
Benliğim çırpınır düşle anlatılan arasında

Benliğimin çırpındığını, varoluşun rahatsızlığını hissettiğim ender filmlerden biriydi Stalker. İmgelerin açtığı yolda cesurca yürümeyi unutan akıllara bir ilaçtır İz Sürücü aslında. Bölge denilen gizemli dünyaya yolculuğa çıkmadan önce. Günlük yaşamın hızlı temposundan sıyrılın, kendinizi uzun uzadıya ifade etmeye çalışacak karelere mağlup olmamak için derin bir nefes alın ve özümseme noktasında baksın gözleriniz. Gördükleriniz bir film karesi olmaktan öte sizi yansıtan bir ayna haline gelir Tarkovsky Sinemasında…

resim

Stalker içinde barındırdığı imgeler ile bizi düşünmeye, toplumla bununda ötesinde kendimizle yüzleşmeye ve filmi izleyen herkesin farklı nitelendirebileceği bir hikayenin yolculuğuna çağırıyor.

Mutsuzluğun kasvetli bir odadan yansıdığı, ağır bir atmosfer içerisinde ki bu aileye hüzünlü bakışlarla şahit oluyoruz. İz Sürücünün hayalleri ise Bölge denilen gizemde. İz sürücünün aradığı umudun barınmadığı bu kop koyu renklerle tasvir edilen dünyada ruh gerçek hayatın varlığını reddedişte. Benliğinin çağrısına karşı koyamayan bu kayıp ruhu bir bar sahnesinde yolculuklarına hazırlanan karakterlerle bir arada buluyoruz.Bilinmezliği alaycı tavrıyla hicveden yazarla tanışıyoruz ilk önce. Çıkacağı yolculuktan bir sebep arama telaşı içerisinde bulunmayan ikinci karakterimiz ise bir profesör. İsimsiz ama imge yüklenilecek kadar değerli karakterlerle böylece izleyici olarak buluşmuş oluyoruz. İsimlerinden öte kimliklerinin ve onun altında yatan varoluşlarına ihtiyacımız var demek için erken saatlerde hiç tanımadığımız 3 kişi ile bilinmeze yolculuğumuz başlıyor. A, B ve C kenarlı matematiksel ifadenin ötesine çıkacağımız bir metafizik yolculuğu bu..

Bölgeye ulaşmanın önünde engel olmaya çalışan silahlı düzen koruyucularının hapsettikleri fakat bir vebanın insan yüreğindeki yarattığı korku gibi ürkek silah seslerinin arasından bir tren yolunun üstünde buluyoruz kendimizi. 3 ete kemiğe bürünmüş ama adsız insan ve uzayan raylar boyunca gözlerimizin seçmeye çalıştığı bölge. Kesif bir sessizliğin müziğini gerilim olarak kulaklarımız işite dursun yolculuk bölgeye ulaştığında merakımız ile geri dönülmez yolculuğa merhaba diyoruz.

resim

Bölge ile benliği arasında mutluluk hazzı köprüsü kuran İz Sürücü, yolculuğun bu bölümünde yol gösterdiklerine bir samun çizgisiyle yardım edecek. En kısa mesafenin ölümle bitebileceğini ürkekleşen yazarın geri dönüşünde keşfettiğimizde daha uzun ve anlamlarla yüklenecek bir yola kavuşuyoruz. Bu yolculukta insanoğlunun acılı tarihiyle yüzleşiyoruz. Su altında kalan medeniyet silüetleri bize kıyamet sonrasında bulunduğumuzu anımsatıyor adeta. Her yer suyla kaplı tıpki dünya gibi. Gezinilen bölgenin mikro dünya olduğuna dair inancımız artarken kan ile yaşadığımız top, silah motifleriyle sonumuzun nedenini görüyoruz. Her şeyin su altında kalması, öfkenin dünyaya teslim olması mı? diye içimden geçirirken. Tarkovsky’nin yol boyunca kullandığı sembollerle yüklü kamera görüntülerinin anlatmak istediğine tanık oluyoruz. Gidilen yol mutluluğa ve umuda açılan kapıysa eğer bu iz sürücünün üzerine atıfta bulundurulacak kimliği peygamberlere atıfta bulunur bir şekildeydi.

Onların tutku diye adlandırdıkları şey, gerçek bir duygusal enerji değil.
Dış dünyayla ruhları arasındaki çatışma.
En önemlisi, kendilerine inanmalarını sağla. Onların, çocuklar gibi çaresiz kalmasına izin ver.
Çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir.

Gücü reddediş ve teslimiyet gereklidir duruşunu final sahnesinde dendiği gibi odanın başucunda kendi muhasebeni yap ve öyle gir içeri ancak en derin dileklerinize ulaşırsınız sözlerinde bir kez daha görecektim. Bu ifadenin anlamı beynimde çağrışımlar kuradursun.
Sinema tarihinin en çarpıcı diyaloglarından birine şahit oldum.

Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zamansa kaskatı ve duygusuzdur.
Bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır. Ama kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider.
Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir.
Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.[/center]

Ruhumu inciten bu sözler ve kullandığı imgeler beni sorgulamaya, sanatla huzur bulan yüreklerin neden bundan vazgeçemediğini anlamaya sevketti. Yetişkinliğimizi sertlikle milim milim ölçmenin verdiği bu incinme unutulmamak üzere hafıza defterime kazındı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir