Fahrenheit 451/

François Truffaut’un 6 yıllık özleminin bir sonucudur Fahrenheit 451. Adını kağıdın yanma derecesinden alan bir kitap uyarlamasıdır. Truffaut’a her ne kadar çöp edebiyatı uyarlıyor denilse de bu film için bunu kesinlikle söyleyemeyiz. Önemli bir distopik eser olma özelliğini de gösteriyor. Bu hafta içerisinde kitabı da okumuş olacağım. Şüphesiz filmden daha iyi bir yapıtla karşılaşacağım. bunu Truffaut’ta açık bir dille ifade etmiştir.

Truffaut’un yabancı dille çektiği ilk yapımdır aslında bu. Gerekçesini de Fransa’da bu maliyetleri karşılayacak bir yapımcı bulamadım şeklinde açıklar. Biraz da bu orijinal filme fazla önem verilmediğini belirtir. Uzun yıllar süren bekleyiş nihayet Londra’da sonuçlanır. İngiltere’de film yapmanın daha kolay olduğunu düşünmektedir. Teknisyenlere kadar bir heves hakimdir. Oysa bu duyguyu Fransa özgün sinemasında fazla bulamamaktadır. Çekimlerle birlikte iyi bir başlangıç yapsa da temel zorluklar kendini kısa zaman içerisinde gösterecektir. Tek bir kelime İngilizce konuşamadan bir film çekmek oldukça zor bir işe dönüşmüştür. Fransa’ya döndüğünde bu cazibeli şehri nasıl buldunuz sorusuyla karşılaşmış. Bilmiyorum ki hiç gezmedim demiştir. Günlerini otel odasında yalnız başına geçirmiş otelden çıkıp ülkesine geri dönmüştür.

resim

Filme gelecek olursak hikayenin çok sağlam olduğunu belirterek başlayayım. Hikayeden o kadar etkilendim ki kitabını sipariş ettim bir çırpıda bitirmeye kararlıyım. film gelecek bir zamanda geçmekte. İtfaiyeciler bildiğimiz görevlerinin dışına çıkarak insanlara acı veren kitapların peşine düşmüşlerdir. Kitaplar insanların birbirine benzemesine engel olmakta ve insanlara hayalleri vaat edip olmayan şeylerle kandırmaktadır. Toplumu kirleten bu virüs mutlaka yakılarak yok edilmelidir. Sistem bir saat gibi işlerken toplumun içerisinde suçlular ellerini, gözlerini kitapla günaha bulandırmaktadır. İtfaiyeciler görevlerini büyük bir başarı ile yaparlar. Kitapların aldığı nefesi bile fark ederler. Ama itfaiye görevlilerinden Guy Montag (Oskar Werner) o nefeste farklı bir şeyler bulur ve kendisini kitapların büyüsüne kaptırır.

Filmde kullanılan eşyalar, kostümler oldukça başarılıdır. Futuristik çizgiyi yakalayabilmiştir François Truffaut. Müzik konusunda da kendini şanslı sayar ve öyledir. Filmle birlikte ilerleyen müthiş bir film müziği yapılmıştır. Bundan geriye kalan bir kaç ayrıntı dışında istediğine ulaştığını söyleyemeyiz. Yanan kitaplar arasından Dali’nin eserlerini gösteren kitabın her sayfasını göstererek sansürün her türlüsüne destek veren tek dahiye göndermeler bile yapmıştır. Ama ötesi yoktur. Bunun en temel sebebi baş rol oyuncularının kötü performanslarıdır. Hatta Truffaut 6 yıl beklemesem ve bu kadar çaba harcamasam filmi bırakırdım bile demiştir. Bunun nedeni Oskar Werner’dır. 1962 yapımı Jules ve Jim’de başarılı bir çalışma yapsalar da bu sefer bu gerçekleşmeyecektir. Truffaut’un isteklerine karşı hep bir fikri vardır. Artık film çığırından çıkmıştır. Yönetmenimiz Werner’a sert çıkmak zorunda kalmıştır. Film bitene kadar aralarında tek bir sohbet gerçekleşmemiştir. Truffaut, Werner’ın dublorüyle isteklerini yollar Werner’da o somurtkan ifadesiyle oynar. Büyük bir proje yarım kalmış başarıya dönüşür.

resim

Filmin verdiği siyasi mesaja fazla bir anlam yüklememek gerekir. Kitapta bu ne kadar vurgulanmıştır bilmiyorum ama Truffaut’un ellerinde bu eser kuvvetli bir siyasi eleştiri olmaktan uzaktır. Kamerasını sistemin çarklarına çevirirken bu sistemin baskılayıcı gücü, korunması ve devrimci bir hareketin buna karşı koyuşu yoktur filmde. genel olarak Truffaut bunu tercih etmektedir. Filmin final kısmında yaşananları devrimcilikle nitelendirmek de oldukça zordur. Olsa olsa bu bir karşı duruş ve pasif bir bekleyiştir. Bu ne kadar eleştiriye açıksa da ünlü Fransız yönetmenin siyasete genel bakışı budur. Hayatında hiç oy kullanmamıştır. Truffaut’un hayatında ki en büyük eylemi dünyanın en önemli sinema kütüphanelerinden biri olan Cinematheque‘un müdürü Langlois’in görevden alınmasına karşıdır. Hükümete karşı yürüttüğü bu tek eylemi de kazanmıştır. Bu kitap politik sinema yönetmenlerinin elinde bir baş yapıta da dönüşebilirdi. Truffaut bir röportajında kafasında aşk hakkında 30 film bulunduğunu, gelecek 45 yıl içinde bunların hepsini çekmeyi amaçladığını söylemişti. Biri çıkıp da çekilen on filmden dokuzunun aşk hakkında olduğunu kanıtlayacak olsa, bunu yine de yeterli bulmayacağını eklemişti.

“Evet, hala buna inanıyorum.” diye onaylayarak. “Şu ya da bu şekilde aşk filmleri dışında sevdiğim çok az film vardır. Örneğin Kwai Köprüsü bence aptalca bir hikaye. Her zaman böyle bir hikayeye ihtiyaç duyarsınız, tabii, ama bu hikayeyi on yönetmene verseniz, on Kwai Köprüsü olur elinizde. Hep aynı film çıkar. Ama bir aşk hikayesini on farklı yönetmene verirseniz, birbirinden farklı on film alırsınız. Çünkü yönetmenlerin her biri kendilerinden çok fazla şey koyar. Bu büyük insani motor özellik, tek ortak paydamızdır. demişti. Gerçekten de bu film içinde bunu söylemek gerekir. Fahrenheit 451 başka bir yönetmenin ellerinde çok daha fazlası olabilirdi.

Truffaut, 400 Darbe’den sonra yarı başarı olarak kabul edilen iki filminden biridir Değişen Dünyanın İnsanları. Vahşi Çocuk ile gerçek anlatımına dönmeyi başarmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir