DERSU UZALA (1975)

1971 yılının aralık ayında japon sinemasının büyük ustası Akira Kurosawa el bileklerini ve boğazını keserek intihar girişiminde bulunmuş fakat bu girişimi başarılı olmamıştı. Kısa süre içerisinde sağlığına kavuşmuştu. Onun büyük kariyerini düşününce bu girişiminin ne kadar anlamsız olduğunu düşünmüşümdür. Bu kültürel olarak benim ya da bizim pek anlayamayacağımız bir duygu. 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Japon imparatorunun tek bir emriyle “Yüz Milyonların onurlu ölümünü” bekleyen Kurosowa aklıma geliyor. Okuduğum otobiyografisinde bu emri yerini getireceğini dile getiriyordu. Japon insanı hayata bizden daha farklı bakıyor. Kültürel varlıklarını her dönemde yaşatmak için farklı yollar izleyebilecek ben duygusundan uzak bir toplum yapıları var. Bu toplum yapısını anlamak için de Kurosawa’nın baş yapıtları bizim için çok değerli örnekler sunuyor. 1971 yılında ki bu başarızsızlığa ulaşan girişiminden sonra yeni projeler için kolları sıvadığında japon sinemasının içinde bulunduğu kötü durumdan etkilenmişti. Uzun süren grevler, Taho şirketinin grevlere verdiği sert tepki, bir çok usta sinemacının bu dönemde sinemadan kopması, Japon sinemasının gelişimini tam olarak sürdürememesi bu durumda etkiliydi. Kurosawa’nın Pearl Harbor baskınını anlatan projede ki başarısızlığı da eklenince Dersu Uzala projesi için hiç bir şirket destek vermemişti. 1970 yılında bir çok eleştiriye uğrayan Dodesukaden yapıtının ardından Dersu Uzala projesine kadar yönetmenliğini yaptığı bir film bulunmamaktaydı. 1970’den sonra sineması yitip gidenleri Kurosawa’nın diliyle ele almaya başlamıştır. Bu zor durumuna Rusya’dan yanıt geldi. Rusya’nın sinema alanında ki dev şirketi Mosfilm bu projeyi hayata geçirmek için kararlıydı. 1973 yılında bu projeye başlama fırsatını bulan Kurosawa ilk defa kendi toprakları dışında bir film çekmek için Japonya’dan ayrılacaktır. Bu durumu Kurosawa, doğduğu ve yetiştiği nehrin suları kirlenince yumurtalarını bırakamayıp çaresizce uzak Sovyet nehirlerine yüzmek ve yumurtalarını buralara bırakmak zorunda kalan bir somon balığının durumuna benzetmiş ve üzüntüyle ”Japon somonunun doğal olarak yumurtalarını bir Japon nehrine bırakması gerekmez mi” diye sormuştur. Ama bu durum Kurosowa’nın o dönemde yaşadığı sıkıntılarının doğal bir sonucu olarak gerçekleşmişti. Aynı zamanda sinemanın dili evrenseldi. Sovyet Rusya’sına yol almadan önce büyük ustası Yama-San’ı (Kajirô Yamamoto) son bir kez ziyaret edecektir. Artık ölüm döşeğinde olan Yama-san bu durumunda bile Kurosawa’yı cesaretlendirir. Yönetmen yardımcısını sorar. Kurosawa ne diyorsam harfi harfine yapıyor der. Yama-san ile yaptığı bu konuşma ustası Yama-san’ın ne büyük bir sinema aşığı olduğunu bana bir kez daha hatırlatmıştır. Kurosawa Yama-San’ın ellerinde büyük bir yönetmene dönüşmüştür. Dersu Uzala çekimleri devam ederken Yama-san 1974 yılında vefat etmiştir.

resim

Toshirô Mifune bir Japon Tv programı için Dersu Uzala ekibini ziyaret ederken.

Mosfilm Stüdyoları Dersu karakteri için Kurosawa’nın değerli oyuncusu Toshirô Mifune için ısrar etse de Kurosawa bu rol için onu uygun bulmamıştı. Dersu karakterini tiyatro oyuncusu Maksim Munzuk canlandıracaktır. Bu rolde Müfune’nin harika oyunculuğunun sonuçlarını merak etsem de Munzuk’un ortaya koyduğu usta işi oyunculuk sonrasında bu merakım çok da önemli değildir. 100’leri geçen film ekibinde sadece 6 japon yer almaktaydı. Kendi ekibiyle çalışmayı seven Kurosawa için bu durumun zor olacağını düşünsekte Mosfilm ekibinin çok iyi bir iş çıkardığı ortadadır. 1948 yılında Sarhoş Melek filminde tanıştığı her yapıtında müziklerini teslim ettiği Fumio Hayasaka’nın bu filmin müziklerinde harika işler çıkaracağı da aklıma geliyor. Ama 1955 yılında 41 yaşında hayatını kaybetmesi Kurosawa ve Japon Sineması için büyük bir kayıp olmuştur. Film müziklerine imza atan Isaak Shvarts’ın müzik seçimleri olağanüstü başarılıydı. Asya’nın kuzey-doğu topraklarının doğasını, vahşiliğini ve güzelliğini besteleriyle nakış gibi işlemiştir.

Edebiyata küçük yaşlardan beri ilgi duyan Kurosawa Dersu Uzala kitabıyla 20’li yaşlarda tanışmış. Arsenyev’in bu otobiyografik eserinde ki Dersu karakterine hayranlık beslemişti. Onun edebiyata bu kadar yakın olmasında genç yaşlarda hayatını kaybeden abisinin büyük bir payı vardır. sessiz Sinema döneminde önemli sinemalarda anlatıcı olarak üne kavuşan abisi Kurosawa’nın sinema aşkında önemli bir yere sahiptir. Kurosawa özellikle Rus Edebiyatına karşı ilgili bir yönetmendi. Dersu Uzala bu ilginin bir sonucuydu. Hatta Mosfilm yapımcıları Kurosawa’nın Rus Edebiyatına hakimliği konusunda büyük şaşkınlık yaşamışlardı. Gençlik yıllarında okuduğu eserlerde karakterleri anlamakta zorluk çektiğini söyle ama bu zorluğu doğanın tasvirinde yaşamadığını doğayı insandan daha iyi anladığını söylemiştir. Dersu Uzala Doğa ile dramı aynı filmde buluşturma şansı vermiştir. Film hakkında incelememe başlamadan önce ben de Arsenyev’in Dersu Uzala kitabını okudum. Kurosawa’nın bu kitabı beğenmesinin nedeni çok açık. Arsenyev’in anılarını kaleme aldığı bu eser Dersu karakterini başarıyla aktarmıştır. Bir kitabı senaryolaştırmanın ne kadar karmaşık bir iş olduğunu kitabı bitirince daha net gördüm. Kitap karakteri ve olayları aktarma da geniş bir hakimiyet alanına sahip. Senaryo ise bu hakimiyeti kullanamıyor. Karakterin iç dünyası hakkındaki yorumlar için ya bir anlatıcı kullanılmak zorunda ya da karakterin detaylarını iyi kurgulanmış sahnelerde vermek zorundasınız. bunun zorluğunu kitap ile filmi karşılaştırdığımda görüyorum. Kurosawa’nın senaryoyu iki ana karakteri birbirine denk tutarak başarılı bir şekilde kaleme aldığını söyleyebilirim. Tabi ki bu denkliğin Arsenyev karakterini ön plana almayarak sağlamıştır. Filmin merkezinde doğa ile Dersu Uzala yer almaktadır.Yama-san’ın dediği gibi iyi bir yönetmen aynı zamanda iyi bir senaryo yazarı olmalıdır. Kurosawa’nın bu işte ne kadar iyi olduğunu anlatmaya gerek yok. Sinemaya adım attığı ilk yıllardan itibaren çok sayıda senaryoyu bitirmiş ve bu senaryolarla baş yapıtlar yaratmıştır. Dersu Uzala’da bu konuda iyi bir örnektir.

resim

1906 yılında çekilen bu fotoğrafta Arsenyev ve Dersu aynı karede görüntülenmiştir.

Vladimir Klavdiyeviç Arsenyev’in 1902 ile 1907 yılları arasında Ussiri bölgesine yaptığı seyahatler sırasında tanıştığı yerli halktan biri olan Dersu etnik gruplardan biri olan Nanilerden biridir. Arsenyev bu bölgeyi inceleyerek anılarını iki kitapta topladı. İlk kitabı olan “Ussuri Diyarında” kitabını 1921 yılında, “Dersu Uzala”kitabını ise 1923 yılında yayımlamıştır. Film Arsenyev’in 1910 yılında tekrardan bu bölgeye ziyaretiyle başlar. Karfovskaya’ya gitmesinin tek nedeni unutamadığı yol arkadaşı Dersu’nun mezarını bir kez daha görmektir. Dersu, Arsenyev’in Ussiri bölgesine yaptığı iki keşif seferinde Arsenyev ve ekibine rehberlik etmiştir. Dersu’nun mezarı gelişen bölgenin inşası içerisinde yok olmuştur. Arsenyev etrafına kederli gözlerle bakınarak eski dostunun adını aynı kederle söyler “Dersu”. Arsenyev’in kitabında bu sahne kitabın sonunda anlatılmaktaydı. Kurosawa bu iki dostun hikayesini etkileyici bir dille anlatmak istediği için başlangıç olarak bu sahneyi seçmiştir. Bu seçiminde ki diğer neden ise medeniyet ile doğa arasında film boyunca anlatacağı bir çok çatışmaya filmin başında dikkat çekmek istemesidir. Dersu’nun mezarının yok oluşu medeniyetin doğayı yok edişinin bir yansıması olarak bizlere sunulur.

Bu etkili girişten sonra Ussiri Taygasının ve ormanlarının büyüleyici görüntüleriyle 8 yıl öncesine 1902 yılına dönüş yapılır. Isaak Shvarts’ın film müziklerindeki başarısına bu ilk sahnelerde tanıklık ediyoruz. Bu orman denizi üzerinde süzülen lirik müzik etlileyicidir. Arsenyev’in ekibi keşif seferinin başında bir avcıya ait şarkıyı söyleyerek yürürler. Avcının hikayesi bu ormanlarda hayatta kalışın avcılık becerilerine bağlı olduğuna dairdir. İlk mola yeri dağın eteklerinde devrilmiş ağaçlarla, yosunlarla kaplı oldukça vahşi bir yerdir. Arsenyev daha önce bu kadar ıssız ve düşmanca bir yer görmemiştir. Oradaki ilk gecesi adeta bir Walpurgis Gecesi’ydi. Walpurgis Gecesi Pagan topluluklardan hristiyanlığa geçen her yıl 30 Nisan’da kutlanan bir gece. Gecenin karanlık şeytani zamanlarında cadılar toplanarak kötülük için dans ederler. Arsenyev’de bu düşmanca konaklama yerinde bu korkuyu hisseder. Kurosawa’nın ateşin kırmızı renkleriyle ağaçta yarattığı o korkutucu tablo bu gecenin resmidir. Arka fonda duyduğumuz tekinsiz müzik bu atmosfere eşlik ediyor. Ormanın pagan ruhunun bu ilk dakikalarda anlatılışı iyi ile kötünün sonsuz savaşının film karelerine aktarılmış hali gibidir. Arsenyev bu duygularla notlarını alırken yukarılardan bir ses duyulur. Askerler bu sesten tedirgin olmuşken ağaçların arasında Dersu ortaya çıkar. Askerlerin arasından geçerek ateşin yanına oturur ve piposunu yakar. Kendini kırık Rusça’sıyla tanıtır. Dersu Uzala adında bir avcıdır. Goldi’dir (Nani) Bir av esnasında ekibin ayak izlerini görür ve onları takip eder. Güvenilir olduklarını anlayınca da yanlarına gelir. Bu bölümde Dersu’nun eşi ve çocuklarının çiçek hastalığıyla öldüğünü öğreniriz. İlerleyen yaşına ( kitapta 53 yaşında söylenir.) yalnızlıkta eklenince ormandan başka dünyası kalmamıştır. Ormanın çocuğu olarak yaşamaktadır. Arsenyev yapacağı keşif seferinde onun rehberliğini ister. Ertesi sabah hiç bir şey söylemeden ekibin başına geçer. Bu yolculuk Arsenyev ile Dersu’nun hikayesinin de başlangıcıdır. Kurosawa’nın detaylara hakimiyetini bu filmde de görebilirsiniz. Kitapta anlatılan tanımlamalara çok dikkat etmiş ve Nani’nin bütün özelliklerini filmde başarı ile kullanmıştır. 195o yılında gösterime giren Rashômon filminde hikayede geçen kapıyı yapmak için film bütçesinin neredeyse tamamını kullanması aklıma geliyor. Kapının yeri, gerçek yüksekliği gibi detaylar üzerine günlerce kafa yorması, eski kaynakları titizlikle araştırması onun bu detaycılığının eseri. Taho şirketinde yönetmen yardımcısıyken bu detaylara önem veren ustalarla da çalışması gelişimi için harika sonuçlar çıkarttı. Dersu karakterinin her ayrıntısı ve filmin kilit sahne diyebileceğimiz anlarında ki titizliği bu filme gerçekçilik duygusu katıyor. Kitap ile film arasında gerçekçilik açısından inanılmaz bir köprü kurmuş. 1961 yapımı Dersu Uzala’da bunu göremediğim için bu detay hayli ilgimi çekti.

resim

Ekibin başında rehberlik yapan Dersu medeni insanın çoktan kaybettiği görüş algısına fazlasıyla sahiptir. Şehir hayatında önemsiz ve sıradan işleyen düzen bu algımızı kör ediyor. Bakan ama hiç bir şey göremeyen canlılar haline geliyoruz. Dersu ise ormanda ki her detayı görebilme yetisine sahiptir. Doğayla uyum içerisinde varoluşunu devam ettirmiştir. Bu durum modern insan için mücadele olarak adlandırılsa da bu uyumdan başka bir şey değildir.Dünyanın her zerresinin anlattıklarını dinler ve dinledikleriyle bu vahşi hayatta ayakta kalır. Doğadan aldıklarını yine doğada var olabilmek için kullanır. Bu yaşam döngüsüne uyum sağlamaktır. Modern insanın bu döngüyü kırarak var olabileceğini sanma aldatmacasını, yalanını gözler önüne serer. Yaşam döngüsünden yeteri kadarını alıp yeteri kadar yaşar Dersu. Avlarından el ettiğini yine avlanabilmek için kullanır. Bu elde ediş yaşamak için araçtır. Modern insan ise bunu çoktan unutup elde etme döngüsüyle gerçekte sahip olamayacaklarını kendine amaç olarak edinir. Ne kadar çok elde ederse o kadar çok yaşadığını zanneder. Zaten bütün mutsuzluğunun temeli de bu yalandır. Dersu bize bu gerçeği yaptığı her hareketle hatırlatır. Bı filmi sadece bunu görmek için izleyebilirsiniz. Yaşamı sorgulamak için hem kitap hem film iyi tasarlanmış araçlardır. Hikayemize döneyim. Dersu ormanda ki izlere bakarak 3 gün önce buradan çinlilerin geçtiğini söyler. Askerler için gülünç bir durumdur bu. Onlara göre yaşlı adam iyice bunamıştır. Dersu askerlere bozuk Rusçasıyla “Siz anlamamak, görmemek” der. Gerçekten de askerler ve Arsenyev çevresini Dersu gibi görememektedir. Ekip bir kulübeye ulaşır.

Bu kulübede konakladıktan sonra Dersu etraftan kuru odun getirerek kulübeye yığar, Kulübenin çatısını onarır ve yüzbaşıdan pirinç, tuz, kibrit ister. Yüzbaşı bunun nedenini sorduğunda bunları diğer insanlar için istediğini söyler. Hiç tanımadığı bir insanın ihtiyaçlarını karşılamak içindir bütün uğraşı. İnsanlığın en saf halini görebileceğiniz ender anlardan birine şahitlik edersiniz. Dersu’nun yüreği kocamandır ve bu yürekte saf iyilik yaşar. Arsenyev Dersu’yu daha iyi tanımaya ve sevmeye başlar. Arsenyev ile Dersu’nun batan güneşin kızıllığında yaptıkları sohbet bu tanıma sürecinin önemli bir parçasıdır. Dersu Güneş için “Güneş en önemli adamdır. Bu adam ölmek her şey ölmek.” der. Bir sonraki sahnede de su, ateş ve rüzgarı üç önemli adam olarak anlatır. Onun için doğada ki her şey bir canlıdır. Alev kızarsa ormanlara küle döndürür. Keşif seferinin sonraki günlerinin birinde Arsenyev yediği geyik etinin bir kısmını ateşe atar. Dersu eti hemen yanan ateşten uzaklaştırır. Arsenyev’e “Neden yemeği yakıyorsun?” diye sorar ve “Yarın biz gidince buraya başka adamlar gelir onlar yerler.” der. Arsenyev kim o başka adamlar dediğinde Dersu ” Rakunlar, porsuklar, kargalar, fareler, fare gelemezse karıncalar. Taygada her çeşit halk bulunur” der. Dersu’nun Şamanizm inancının izlerini taşıdığını rahatlıkla görebilirsiniz. Bizim doğa varlıklarına inanma diye geçiştirdiğimiz tanımın ne kadar anlamsız olduğunu da anlarsınız. Doğanın uçsuz bucaksız topraklarında insanda, hayvanda. bitkilerde aynıdır. Bütün canlılar yaşamak için bir araya gelmiştir. Yiyemeyeceği bir hayvanı asla vurmayan bir avcıdır Dersu. Gerektiğini almasını ve doğanın adamlarına saygı duymasını bilir. Arsenyev’in kitabında şaman inancına dair bir çok öykü Dersu üzerinden anlatılır filmde ise bu sahnelerin sayısı oldukça sınırlıdır. Kitapta Rusların gelişiyle (Şehirli insan) şeytanın kışında görünmeye başladığı anlatılır. Aslında bunun da filmde yer almasını isterdim. Doğanın dilinden anlamayan insanların yaptıklarına dair düşündürücü bir sahne olurdu. Tabi ki bir romanı senaryoya çevirmek oldukça güç bir iş. Kitabın dünyasını sınırlı araçlarla (Görüntü, diyalog, oyunculuk, müzik) aktarmaya çalışır senarist. Kurosawa’nın bakış açısıyla anlatılan bu öykünün ulaşmak istediği noktayı düşündüğümde benim için ön planda olan bir çok olayın neden yer almayacağını anlayabiliyorum. Arsenyev’in dağ adamıyla karşılaştığı o gerilimli dakikalar, ateş böceklerinin eşsiz görüntüsü, okyanusa ulaşma anı, tatarcıkların ekibin hayatını karartışları, 70 kaplanı öldüren kardeşlerin hikayesi, Arsenyev’in ayıavı gibi bir çok önemli hikayeyi filmde bulamıyorsunuz. Bunun nedeni Arsenyev ile Dersu karakterleri arasında dengeyi bozmamak diye düşünüyorum. Kurosawa Arsenyev’in Dersu karakterinin önüne geçmesine izin vermemiştir. Eğer bahsettiğim olaylar filmde yer alacak olsaydı anlatılmak istenen hikaye çok daha farklı yerlere giderdi. Onun için Kurosawa’nın bu seçimini doğru buluyorum. Hatta Dersu karakterine kendinden bir şeyler katması filmi benim açımdan daha ilginç hale getiriyordu. Dersu’nun ailesinin çiçekten öldüğünü kitapta ve filmde bulursunuz fakat ailesinin öldükten sonra halk tarafından yakılması öyküsü Kurosawa’nın kurgusudur. Çocukluk yıllarında karşılaştığı ve derin izler bırakan yangın ve ateş korkusunu Dersu karakterinde yaşatır. Güneş batımında ki kızıllıktan bile ürken Kurosawa filmde Dersu ile ateş arasında böyle bir bağlantı kurarak hikayeye yön verir. Büyük ihtimalle Arsenyev’in kitabını senaryolaştırırken aklına gelen konuların başında bu yer almıştır. Bir de film içerisinde kitapta yer almayan bir öykü yer alır. 64 yaşında yaşlı bir Çinli’nin yiten hikayesini dramatik bir temada ele alır. Dünya ile bağlantısını kopartan, ailesini hayalleri arasında yaşayan bir insan öyküsünü bize sunar. Sanki 58 yaşında ölen Dersu’nun sonraki yaşamını kendi resmetmiştir. Gözleri iyi görmediği için becerilerini kaybeden Dersu’nun bir yansıması olarak düşünmüşümdür bu sahneyi. Eğer ölmeseydi şimdiki hali böyle olurdu diyen bir sahne mi izledim yoksa algılarım bana oyun mu oynadı ondan pek emin değilim.

resim

Hanka gölünün çevresini keşif için buzların arasından küçük bir kayıkla ilerlediler. Kayığın buzlar arasında ilerleyemediği noktada iki askeri kamp için bıraktılar. Yola Arsenyev ve Dersu devam ediyordu. 4 km’lik bir yürüyüşten sonra sonmuş halde bulunan Hanka Gölüne ulaşmışlardı. Dersu tedirgindi “Yüzbaşı söyle bana erken döneceğiz. Kötü bir gece geliyor.” diyerek endişesini Arsenyev’le paylaştı. İnsanı tehdit eden bazı şeyler sessizlikte gizlenir. Sessizlik gölün buz tutmuş sularında gezinirken enginlikler çaydanlıkta ki su gibi kaynıyordu. Gece çökmeden kamp alanına ulaşmaya karar verdiler. Dönüş yolunu bulmak için çabaları boşuna gitmeye başlamıştı. Gölün üzerinde esir kaldıklarını anladıklarında ölümünde soğuk nefesini hissettiler. Arsenyev çaresizce Dersu’ya ne yapmalıyız dedi. Dersu Arsenyev’e çabuk olmalıyız diyerek otları kesmeye başladı. Hava kararıyor, soğuk rüzgar giderek kuvvetleniyordu. Arsenyev otları kesmekte zorlanmaya başladı. Dersu çabuk olmazlarsa öleceklerini Arsenyev’e hatırlatıyor ama Arsenyev’in gücü giderek tükeniyordu. Defalarca yere düşüyor ve zorla kalkıyordu. Kestikleri otları bir yere yığmışlardı. Güneşin kızıllığı, uğuldayan rüzgar Arsenyev’i adeta boğuyordu. Dayanacak gücü kalmadığında karanlığa teslim oldu. ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Dersu “Hey ayı, çık artık ininden” diyerek Arsenyev’e seslendi. Arsenyev dışarıya çıktığında ne olduğunu anlamıştı. Dersu bütün otları elindeki malzemelerle (ipler, tüfek kayışı, kemer) bir araya getirmiş burayı kendileri için güvenli bir sığınak haline getirmişlerdi. Dersu, Arsenyev’in hayatını kurtarmıştı. Askerler Arsenyev’e ulaşarak onları kamp alanına götüreceklerdir. Bundan sonra daha zorlu bir yolculuk başlar. Kuru soğuk ve açlık ile buz tutmuş dünyada ilerlemeye çalışırlar.

Kurosawa kitapta anlatılan bu bölümleri büyük bir ustalıkla kameraya almıştır. Yarattığı atmosfer kitabın duygusunu eksiksiz şekilde bize ulaştırır. Hanka Gölü’nün buz tutmuş yüzeyindeki gerilimi güneşin kızıl tonlarına bulayıp, iki siluetin yaşamak adına verdikleri mücadele ile birleştirince eşsiz bir sinema dili ortaya çıkıyor. İzleyiciyi bu kadar içine çekebilen sahneyi çok az bulursunuz. Kurosawa’ya hayran olmak için bu çekimler yeterli bir neden olurdu. İlk defa 1958 yılında “Gizli Kale” filminde kullandığı sinemaskop kadrajı bu filmde de görebilirsiniz. Kurosawa’nın “uzamın düzlemsel doğasını azamiye çıkarmasını sağlayan” bu tekniği bu sahnede kullanarak kuvvetli bir etki yarattığı aşikardır. Gölden kurtulup zorluklarla ilerledikleri sahnelerde güneşin kızıllığının ürkütücü atmosferi ele geçirdiği anlar da kaybolup gittim. 25 dakikayı bulan bu uzun çekimler filmi bir belgesel havasına bürümüştür. Kurosawa’nın gerçekliği doğayla anlatma çabası, bundaki özeni, seçtiği diyalogları yıllar geçse bile unutmayacağım. Stephen Price Savaşçının Kamerası kitabında “Dersu Uzala’yı duygusallık batağına saplanmaktan kurtaran şey, filmdeki ağıtların John Ford’un en iyi halindeki kadar soğukkanlı ve gerçekçi bir şekilde yönetilmiş olmasıdır.”der. Kurosawa’nın bu filmdeki en büyük kozu gerçekçilik olmuştur. Bu kozunu da büyük bir beceriyle kullanmaktan kaçınmaz.

resim

Yolculuğunun sonlarına geldiklerinde Dersu için ayrılık vakti gelmiştir. Arsenyev onu kasabaya davet etse de Dersu şehir hayatının bir parçası olmadığını vurgular. Onun için samur tuzakları kurma, geyik avlama vakti gelmiştir. Tren raylarına ulaştıkları noktada birbirlerine veda ederler. Zorlu zamanlarda kurdukları dostluk artık ikisi içinde kök salmıştır. Bu veda Arsenyev’e zor geldiği kadar Dersu içinde kolay değildir. Bu vedalaşma sahnesiyle filmin ilk bölümü de sona erer. Kurosawa film içerisinde Dersu karakterini yalnızlık ile tecrit etmiştir. Dersu karakterinin yalnızlık havası filmde kitaba kıyasla çok daha kuvvetlidir. Bunun yanında Dersu ile Arsenyev arasında deneyimlere dayanan bir öğreti ilk bölümde gözümüze çarpar. Bu sözlü bir eğitimden ziyade gözlem ve deneyime dayanır. Arsenyev Dersu sayesinde daha bilge bir insan olmuş ve doğanın ruhsal gücünü anlamaya başlamıştır.

1907 yılında Arsenyev’in çıktığı 2. bölge seferinde Arsenyev aylar sonra denize ulaşmıştı.Ekibiyle birlikte buradan hareket edince mutlu bir tesadüfle gerçekleşti. Yolu tekrardan Dersu ile kesişmiştir. Yeni ekibinde Dersu’yu tanıyan yoktu onu meraklı gözlerle takip ediyor. Arsenyev ile Dersu’nun sıcak dostluğundan geçmiş hakkında fikir sahibi oluyorlardı. Aradan geçen 3 yıl boyunca Dersu samur tuzakları kurmuş, baharda geyik avlamış, Futsing’deyken keşif seferini duyunca Tadushu’ya gelmişti. BDersu’nun bu ikinci yolculuğu Kurosawa tarafından dramatik şekilde ele alınacaktır. Bu arada kitapta Arsenyev’in köpekleri (Alpa) ile Dersu arasında dostluk bir çok yerde anlatılır. Filmde Kurosawa buna hiç yer vermemiştir. Rashomon filminde köpek ile çektiği sahneler yüzünden hayvan sever dostu bir kadın ile epey bir tartışmaya girmişlerdi.Kadın ısrarla Köpeğe kuduz mikrobu verildiğini ve bunun kabul edilebilecek bir şey olmadığını dile getiriyordu. Kurosawa böyle bir şey olmadığını filminde böyle bir şey yapmayacağını söylese de kadın geri adım atmamıştı. Ustası olarak kabul ettiği Yama-san Kurosawa’nın hayvan dostu olduğunu anlatsa da hepsi nafileydi. Dersu’nun hikayesinde kaplanın kampa saldırıp köpeği alıp kaçması filmde yer alabilecek bir sahne olurdu ama geçmişte yaşadığı bu kötü tecrübe onu bu sahnelerden uzak mı tuttu bilinmez. Ben bir izleyici olarak bu kanıya varıyorum gerçekte durum nedir bunu bilmek isterdim. Dersu ile ilk kamp gecesinde askerlerin söylediği şarkı Dersu içindir. “Mavi, siyah kanatlı kartalım. Bunca zamandır nerelerde uçuyordun.” Dersu çok samur avlamış ve iyi bir para kazanmıştır. zengin bir tüccar onu votka içmeye davet eder. Dersu iyice başı döndüğünü fark edince cebinde ki parayı emaneten tüccara verir. Tüccar parayı alıp kaybolur. Bu anlatı Dersu’nun saf insan yüreğini temsil etmesinin bir örneğidir. Yüreği kötülük bilmez bu adam modern çıkarlar için kolay bir hedef olarak gösterilir. Filmde Kurosawa bunu bir çok yerde vurgular. Dersu’nun hikayesi son iyi adamların, doğanın günümüzün modernizmi altında yok oluşunun cenaze geçit törenidir. Kurosawa yüreğimizi burkan bir vedaya hazırlık yapmaktadır.

Ormanın derinliklerinde Arsenyev ile Dersu ekibin önünden ilerlerken bütün doğa bir insan gibi terlemektedir. Toprak, dağlar, ormanlar hepsi insanların aynısıdır” Hatta insanlar gibi nefes alırlar Arsenyev’e dinle der. Burada Arsenyev’in ruhunun doğayla birleşmesi için öğretinin aktarılmasını görüyoruz. Dersu birden piposunu kaybettiğini fark eder. Onu bulmak için ekibe doğru yürürken yerde bir Amba’nın 8kaplanın) ayak izlerini görür. Arsenyev’i uyarır. amba’ya seslenerek onun kendi yoluna gitmesini ister. Ertesi gün avlanmak için gittikleri sahada Amba ile yeniden karşılaşır. Kaplanı uyarır kaplan tam giderken silahını ateşler ve kaplanın ölümüne neden olacaktır. Bu olay Dersu’nun yüreğinde büyük bir kedere dönüşür. nedensiz yere yaptığı bu hareketin cezasını ormanın ruhunun alacağına inanır. artık her hareketinde bu olayın izlerini görebilirsiniz. Oldukça sinirli, düşünceli ve kaygılıdır. Bu yaşadığı şok onu değiştirmeye başlar. Kurosawa filmlerinde karakterlerinin yaşadığı şoklarla değişime uğramalarını sık sık anlatır. Tıpkı kendi hayat hikayesi gibi. Yaşadığı büyük şokların onun ruhsal değişimine neden olduğunu otobiyografisinde defalarca vurgular. Filmlerde ki karakterler içinde bu şokları kullanır. Kitaba dönecek olursak bu olay daha farklı gelişmiştir. Dersu aslında bu olayı yalnızken daha önceki günlerde yaşamıştır. bu olayın iyi bir şey olmadığını bilir ama bu olayın onda filmdeki gibi bir değişime yol açtığını görmezsiniz. Kaplan hikayesi Kurosawa için değişimin kilidi olarak önemli bir yer tutar.

resim

Ormanda yaptıkları bir gezide Çinlilerin kurduğu tuzaklarla karşılaşırlar. Hayvanlar gereksiz yere bu tuzaklar yüzünden ölmektedir. Dersu bu olaya çok sinirlenir. Arsenyev’in adamlarıyla bu tuzakları yerle bir ederler.Bir avcı olarak gereksiz bir ölüme yüreği dayanamaz. Kitapta yer alan bir olayı aktarayım. dersu uzun uğraşlarla uçan bir sincabı yakalar. daha sonra onu salıverir. Naniye onu neden bıraktığını sorar. “Ne kuş, ne de far.” diye cevap verir Dersu. Ne diye öldürelim ki? diye ekler. Onun için yaşamın da ölümün de bir nedeni olmalıdır. Tayga’da kendi çıkarı için yaşayan insanlar arasında Dersu saf iyiliği idealize eder. Hanghuzilerin (haydutlar) filmde kötünün karşılığı olduğunu söyleyebiliriz. İnsaları öldürerek ellerindekini ele geçiren Hanghoular bir fanzaya saldırmış. Buradaki kadınları kaçırmış erkekleri ise nehir kenarında ölüme terk etmişlerdir. Onları bulan Arsenyev ne yapacağını düşünürken Chang Pou ile karşılaşır. Arsenyev’e onları takip ettiklerini söyleyerek merak edilecek bir durum olmadığını dile getirir. Kitapta bu öyküler çok sayıda yer almasına karşın filmde bir kez görürüz. Kurosawa’nın hikayelerinde sıklıkla yer alan bu karakterlerin filmin dramatik havasını bozmaması için yer almadığını gördüm. Hwakungpoo fanzasına doğru gidişleri ve yaşadıkları bunun için filmde yer almamıştır. Li Tang Kui adlı bölge lideri yerlileri sömürmektedir.. Yerlilerden (Udege) belli dönemlerde belli miktarda işlenmiş geyik dersi ister. Teslim etmeyenleri acımasızca cezalandırır. Udegeler bu acımasız liderin iki haftalık kuşatması altındadır. Ya öldürülürler ya da çocukları kaçırılır. Udegelerin bu hikayesi Dersu ile Arsenyev’in ruhsal yolculuğu için fazla uygun değildir. ama hikaye başlı başına senaryolaştırılacak kadar sağlam temellere dayanır. Acaba Kurosawa Dersu Uzala’da yer vermediği bu hikayeyi ileride senaryolaştırmak için bir şeyler karalamış mıdır? Bence evet ama bu konuda bir bilgiye ulaşamadım. Belki de hikayenin bütününde bunu görmezden gelmiştir. Fanzalarda geçen bir öyküye filmde yer vermediğini okumuştum ama hikayenin ne olduğunu bilmiyorum.

resim

Filmin finali yaklaşırken iki bölüm ön plana çıkar. birincisi Dersu’nun Arsenyev ve ekibiyle çektirdiği fotoğraflar. ikincisi salın üstünde giderken Arsenyev’in hayatını yeniden kurtarmasıdır. Fotoğraflarla ilgili sahne oldukça duygusaldır. Uzun süren dostluğun resimlerini kare kare izleriz. sal sahnesi ise uzun lan olarak düşünülmüş ve oldukça gerçekçi aktarılmıştır. Arsenyev, Dersu ve bir kaç asker sal ile nehrin karşısına geçmek isterler. Bir grup askeri ve erzağı tam karşıya geçirmişken dengeyi sağlayan sırık düşer. Dersu ve Arsenyev ilerideki çağlayana doğru gitmektedir. Arsenyev durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamaz. Dersu tam zamanında Arsenyev’i iterek onu tehlikeden kurtarır. Kayalıklara çarpmadan önce nehrin içindeki bir kütük parçasına tutunur. akıntının sertliği karşısında orada fazla duramayacağı kesindir. Nehrin kenarında ki askerler ne yapacaklarını şaşırırlar. Dersu ağaçları işaret eder. Uygun ağacı bulana kadar askerleri yönlendirir. Bir sedir ağacı için onay verir. Askerler ağacı baltayla keser. Dersu’nun işaretiyle bu ağaç parçasını kemerlerle, kayışlarla bağlarlar. Suya bırakıp Dersu’nun bu sedir ağacına geçişiyle kurtuluş gerçekleşir. Arsenyev ile Dersu büyük bir tehlikeyi geride bırakırlar. Yolculukları buna benzer bir çok olayla geçmiştir. Şüphesiz bu büyük dostluğun perçinlenmesinde önemli bir role sahiptir.

Keşif seferinde kış günleri kapıdadır. Arsenyev ile çıktıkları domuz avında Dersu avını göremez. Daha sonraki bir geyik avında da aynı şeyi yaşar. Dersu’nun gözleri ilerleyen yaşı ile eski keskinliğini kaybetmeye başlamıştır. Dersu’nun hareketleri doğası tamamiyle alışkanlıkları ile şekillenmiştir. Gözleri hiç bir şeyi kaçırmamak için eğitilmişlerdir çünkü gözden kaçırdığı bir şey onun ölümü anlamına gelir. Gözlerinin keskinliği olmadan ormanda yaşayamayacağını bilmektedir. 58 yaşındaki Dersu için her şey değişmek zorundadır. Dersu bu duruma ne kadar kederlense de gerçekleri bütün çıplaklığıyla görür. Arsenyev’den şöyle bir istekte bulunur. zamanında ektiği topraklarda 22 Ginseng bitkisi vardır. Ölünce bu bitkileri Arsenyev’in almasını ister. Arsenyev arkadaşının bu hediyesini ona saygısızlık etmemek için kabul eder. Dersu’nun ormanda yaşayamayacağını iyi bildiği için onu Khaburosk’a davet eder.

resim

7 Ocak’ta eve ulaşırlar. Burada Dersu’ya bir oda hazırlar. Dersu’nun onun yanında yaşaması kadim dostluğun bir parçasıdır. Fakat Dersu ormanın çocuğu olarak şehir hayatına ne alışır ne de bu hayatı kabullenir. Kitapta Arsenyev ailesinden hiç bahsetmemektedir. Filmde ise Dersu aynı zamanda Arsenyev’in eşi ve küçük erkek çocuğu ile yaşamaktadır. çocuk ile deneyimlere dayanan güzel bir iletişim kurar. Kurosawa Dersu’nun son günlerini aile sıcaklığı içerisinde göstermeye çalışır.Filmin ve finalin dramatik havasını kuvvetlendiren doğru bir tercihtir. Dersu sadece şöminenin karşısında kendini biraz olsun rahat hisseder. Ateş ona taygadaki yaşantısından kalan son miras gibidir. Ara sıra Arsenyev ile geçmiş günleri neşeyle hatırlasalarda. Dersu bu hayatı çok anlamsız bulur. insanların neden bir kutunun içinde yaşamayı seçtiklerini bir türlü anlamaz. Özgürlüğünü bu kutunun içerisine hapsetmek her geçen gün ona daha da ağır gelir. Tüccarların odun ve su gibi ihtiyaçları para karşılığında satması ise tahammül sınırlarının dışındadır. Tüccarlara kötü adam diye bağırıyor Arsenyev’e “Tanrı toprağı, suyu, odunu bize bedava vermiş” diyerek sitem ediyordu. Dersu kaybettiği özgürlüğün yasını tutarken şehir insanlarının kendi istedikleri gibi değil, başka insanların onların yaşamalarını istedikleri gibi yaşadığını anlamıştır. Filmin finalindeki bu anlatım doğa ile modern hayatın birbirine ne kadar düşman olduğunun resmidir. İnsanlar modernizmi inşa ederken özgürlüklerini, kendilerine verilenleri, ruhlarını da bu acımasız kalenin içine hapsetmişlerdir. Dersu’nun yitip gidişi insanlığın yitip gidişinin destansı bir ağıtıdır. Dersu Arsenyev ile duygularını paylaşarak evi terk eder ve ormana yani kendi evine geri döner.Kısa bir süre sonra arsenyev’e gelen bir telgraf acı ve beklenen gerçeği söyler. Dersu öldürülmüştür. Bir gece kamp yaptığı yerde o uyurken gelen haydutlar Dersu’yu öldürür. Bu acı haber ile kederli bir son vedaya doğru ilerler Arsenyev. Buz tutmuş topraklara arkadaşının gömülmesi ile bu büyük dostluk hatıralarda kalacaktır. Arsenyev filmin başında olduğu gibi tek bir kelime söyler “Dersu”.

Yazan: Serkan SERT (kuzeydebiryer)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir