Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom / İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… Ve İlkbahar (2003)

Yüzyıllar önce Ludwig Van Beethoven müziği tanımlarken “Müzik tınısal bir felsefedir” demişti. Kim ki Duk’un filmlerinde gerçekle düş arasında ki çizgide bu sözün günümüzdeki yansımasını görebiliriz. Filmleri, karakterleri, kullandığı mekan seçimleri ile Kim Ki Duk filmlerinde yaşamın hüzünlü, yüreğimize dokunan, acılarımızı anımsatan felsefik bir resmini film karelerine ustalıkla sığdırmakta. Bunun en iyi örneklerinden biri 2003 yaımı Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… Ve İlkbahar) filmidir.

Bu filmde hayatın farklı dönemlerine mevsimler üzerinden tanıklık ediyoruz. Her mevsim yaşamın farklı bir dönemindeki yaşananlara kapılarını açıyor. Film iki ana karakter üzerine inşa edilmiş. Hayatın bütün bilgeliğini bedeninde nefesinde dinginliğiyle buluşturan bir usta ve onun yanında öğretileriyle hayatı anlamaya çalışan ya da çalışacak olan bir insan. Film bu iki karakterin farklı zaman aralıklarında (mevsimlerde) yaşadığı olaylarla vicdan, seçim, acı, öfke, kabulleniş gibi duygulara en saf halleriyle dokunuyor. Bu duyguları aktarırken kullandığı simgelerde oldukça dikkat çekiciydi. Taş, hayatın yaptıklarımızın acı yükünü kalbimizin tam ortasına yerleştirirken kullanılan diğer simgelerde ( kapı, kayık, yere kazınan harfler) bir çok anlamla yüklüydü.

resim

İlkbahar … Yaşamın ilk zamanlarını temsil eden İlkbaharla filmimiz başlamakta. Bilinen medeniyetten uzak, her şeyin en saf haliyle var olduğu, doğanın içinde karşımıza çıkan bir ev bu iki ana karaktere ev sahipliği yapıyor. Bu dinsel yaşam alanında küçük bir çocuğun eğitimden sorumlu usta onu yakından gözlemlemektedir. Bir suyun akışı gibi küçük çocuğun yaşadıkları da akıp giderken usta o küçük çocuğun hep yakınlarındadır. Onun hayata bakış açısını etkileyecek seçimlerine karışmadan bir gölge gibidir. Küçük çocuğun kayığa binerek ormana yaptığı keşif günlerinden birinde. Çocuğun balık, kurbağa ve yılana taş bağlayarak onlara zarar vermesi usta için ders verilmesi gereken bir durumun da habercisidir. Yılan,balık ve kurbağanın çocuğun elindeki ölümleri öğretinin temeli, bu temelde bilginin aktarılmasındaki ilk adım olacaktır. İnsanın kararlarını ve onun sonuçlarını dramatik bir öğretiyle gözler önüne serilmesi çekilecek acı dolu bir hayatında ilk adımlarıdır aslinda. Bu ders bir gölge gibi çocuğu takip edecektir. Ustanın da dediği gibi bu taş çocuğun kalbine yerleşecek ve orada vicdan olup ömür boyu yaşayacaktır.

Yaz … Küçük çocuk artık gençlik yıllarına kavuşmuş ve bu budist tinsel dünyanın bir parçası olmayı başarmıştır. Fakat gençliğin duygu fırtınaları, istekleri genç bir kızla birlikte onun yaşamına girer. Bu fırtınalarda yavaş yavaş kaybolmaya başlayan dinginlik yerini gençlik ateşine bırakacaktır. Genç adamın gözünde hayat bir aşka dönüşürken çevresindeki bütün öğretiler bu aşkın gölgesinde kalır. Genç kızla geçirdiği her an onu yepyeni bir hayata sürüklemektedir. Kafayı iyice karışan genç bir seçim yaparak budist öğretilerin uzağına aşkının peşine sürüklenir. Hayatın akışının bir parçası olan ustamız gencin gidişine ses etmeyecektir. Bu sessiz başlangıç yaşama doğru sürüklenirken yanında hayata dair acılarıda getirecektir.

Sonbahar … Yaşadıklarımızdan bize kalanlar gençlik yıllarının orta yaşa dönüşümüyle birlikte karşımızda acıyla yoğrulmuş bir öfke olarak belirir. Gençliğinin ilk yıllarında onu alev alev yakan aşk bir ayrılık sonucunda öfkeye dönüşerek bütün benliğini ele geçirmiştir. Hayatın bütün yakıcılığıyla büyük bir üzüntü içinde yollara düşen karakterimiz ustanın yanına döner. Usta onun gelişiyle birlikte olanları anlamaya çalışırken öğrencisinin içinde ki acıyı, nefreti sökmesi için salın üzerine kazıdığı yazılarla ona yeni bir yol gösterir. Öfke bu yazının üzerinden kazınacak ve bir kabullenişe dönüşecektir. Budist öğretininde temelinde ki bu dönüşüm iç huzurunun keşfine bir kapı açar. bu yıllar bir tutsaklıkla geçecek ama yüreği bam başka tutsaklıkların elinden kurtulmaya başlayacaktır.

resim

Kış … Tutsaklığın bitimiyle yaşı ilerlemiş şekilde ustasının yanına dönen öğrenci. Ustasının gidişiyle karşılaşır. Hayata ve ustasına saygısını sunar. O artık yaşadıklarından öğrendiklerini içselleştirmiştir. Kendisini daha yakından tanıyacağı ve gerçek bir keşişe dönüşeceği öğretilerle yaşamaya başlar. Geçmişin acıları keşiş evine getirilen küçük bir çocukla birlikte tekrardan yanıbaşında belirir. Ona teslim edilecek küçük keşiş yaşam döngüsünün bir simgesidir. Hayatımız bu döngünün üzerinde hareket eden, sürüklenen bir saldır ve bu döngü karşı konulamaz şekilde bizi sürüklemeye devam eder. bu acıları kabullenmek onun üzerimizde ki yükünü anlamak ve onun gölgesinde yaşadığımızı bilmek gerekir. Bu dönemi de oyuncu olarak canlandıran yönetmenimiz Kim ki Duk filmin sonunda tekrardan ilkbaharı göstererek bu acılarla öğrenen döngüyü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer.

Binlerce yılın bilgi denizi durağandır, ulaşılması kolay ama dokunmak için acılarla imtihan edilmek gerekir ve her acı seni daha bilge yapar. 4 mevsim temasıyla izleyiciye ruhsal bir yolculuk sunan Ki-duk Kim karşımıza biri bilge ve biri çocuk iki ana karakter koyarak İnsanın kararlarını ve onun sonuçlarını dramatik bir temayla bizlere sunar. Yönetmenimiz bu tinsel yolculuk hikayesiyle en iyi filmini de vücuda getirmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir