Before the Rain / Yağmurdan Önce (1994)

Balkanları alev alev saran milliyetçilik, tarihin mirası olan etnik kimliği farkediş ve sonrasında acılarla kendini belli eden insan manzaraları.Film “kelimeler” “yüzler” ve “fotoğraflar” adlı üç bölümde işleniyor.
Kelimeler adlı bölümde kendimizi bir dağ başında ruhsal hayat sürdüren Ortodoks rahipler arasında buluyoruz. Sessizlik yemini etmiş olan Kiril bir gece odasında hristiyanlardan kaçan bir Arnavut kızı, Zamira‘yı bulacaktır onu ele verip vermeme konusunda yaşadığı çatışma insancıl bir hareketle sessizliğine devam edip bu müslüman kızı saklama haline bürünecektir. Yaptığı seçim Balkan coğrafyasının sert mizacında aynı hoşgörüyle karşılanmasada bir insan başka ne yapabilir ki. Bölünmelerin,kavganın ortasında can çekişen bir ruhken barış, kimliklerin ötesinde bir dokunuş gerekir bazen insana.Yaratılışımızın özüne sadık kalıp, kaotik ortamlarda açan bir kardelen çiçeği gibi keskin bir karşı duruş görsekte sinema perdesinde, yakın tarihe ait hatıralarımız bize gelişecek olaylar hakkında küçük küçük hatırlatmalar yapmaktadır. Bizi bu karelerde yakalar hümanist anlayış ama ne yazıkki bu coğrafyanın olmasından korktuğumuz gerçeğini büyük bir hayal kırıklığıyla gözler önüne seren yönetmen Milcho Manchevski ölümü en yakından hissetmemizi istemekte ve acılarımızı bir tokat gibi yüzümüze vurmaktadır.

resim

İkinci bölümde yaşanan acıların uzağında, ayakları üzerinde duran bir kadının seçimi ve aşkı arayışı ele alınacak burada tanıdığımız Makedon fotoğrafçının huzur bulmak amacıyla ülkesine geri dönüşü filmin son perdesi yani “fotoğrafları” meydana getirecektir.Doğduğu topraklardan uzak kalsada değişen ülkesini daha yakından tanımasını sağlayacak günleri birer birer yaşamaya başlayacaktır. Film büyük bir acının ortasında farklı bir anlatıma sahip. Bosna’da daha sonra Kosova’da yaşanan insanlık dramının tekrarlanma ihtimalini sorgulayan yağmurdan önce “etnik kimliğin” onlar ve bizler ayrımına dönüşümünü, bu farklılığın tahammülsüzlükle harmanlayıp ölümlere neden oluşunu yağmurdan önce yaşanan sıkıntılı havanın hissedildiği dakikalarda gözlerimizin önüne seriyor.Bu öyle bir iklimki yağacak yağmurun kan kırmızı rengini yağmurdan hemen önce hisseden seyirci ,onlar ve bizler ayrımını defalarca sorgularken buluyor kendini.Filmin başarısıda buradan geliyor. Her karede,yaşanan her olayda tarihin yıktığı hayatları düşünmeye başlıyoruz. Soluk alıp vermekten başka suçu olmayan insanları toplu mezarlarında ziyaret edip, bu acıları yaşatanlar için onlardan defalarca özür diliyoruz özür dilemesi gereken biz değiliz tabi ki ama bu olaylara sessiz kalan dünyanın her ferdi bu vicdani sorumluluğu belkide yüreğinin en derinliklerinde hissetmeli…

resim

Gördüklerimiz buz dağının su üstünde kalan kısmı kadar belirgin ve anlaşılır bu bile gözyaşlarımızı harekete geçirmekte yeterli olabiliyor peki suyun altında kalan ancak görmek isteyen insanların görebileceği acılar hakkında ne biliyoruz Belki de filmde dendiği gibi “zaman asla ölmeyecek” hiçbir şey dünde kalmayacak, yaşanan acılar gün gelecek farklı yerlerde farklı kimliklerle yeniden dirilip hayat döngüsündeki yerini alacak. Çember yuvarlak olmasa da bu çevrimde yaşanacak olaylar yaşanmışlara benzemek için yeni yüzler ve bildik nefretler bulacaktır.1994 sonrasını hafızalarımızda canlandırdığımızda bu kötü oyunun sonuçlarını defalarca gördük, en kötüsü de bunu görmeye devam edecek olmamız.
Önemli festivallerde çok sayıda ödül alan bu film etkileyici müzikleriyle de dikkatlerimizi çekmeyi başarıyor.

01. Time Never Dies
02. Nine Iron Doors
03. Coming Back Home 1
04. Red and White
05. At The Restaurant
06. In a London Cab
07. Passover
08. Funeral Theme
09. Death Of Alexander
10. Coming Back Home 2
11. The Circle Is Never Round

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir