The Birds / Kuşlar (1963)

Uzun soluklu Alfred Hitchcock serüvenimiz dün gece yaptığımız “Kuşlar” ve “Sapık” film inceleme etkinliği ile sona erdi. Hitchcock’a yamuk bakmak temalı bir etkinlikti. Filmlere paralel olarak Slavoj Zizek’in “Yamuk Bakmak” kitabını ve Lacan okumasını ön plana aldık. Bunlara ek olarak Robin Wood’un “Hitchcock Sineması” kitabını elimden düşürmedim. Aynı zamanda “Hitchcock ve Truffaut ” kitabını Storytel uygulaması ile dinleyip notlar aldım. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim bu kaynaklar Hitchcock’u anlamak ve filmlerini çözümlemede sağlam bakış açısı sunuyorlar. Gelelim filmlere etkinlik kapsamında 9 film belirledik (Vertigo, Psycho, Rear Window, North by Northwest, The Birds, Rope, Strangers on a Train, Saboteur ve The Trouble with Harry) aslında Zizek’in kitabında bir çok film ele alınmıştı ama merkezimizde Hitchcock olduğu için bu filmler üzerine yoğunlaştık. Kitapta yer alan filmleri ayrıca listeledim. Bu liste kitap okumasına paralel olarak çok faydalı olacaktır.

https://letterboxd.com/kuzeydebiryer/list/yamuk-bakmak/

Kuşlar hakkında yazıma geçmeden önce etkinliklerde farklı pencerelerden bakan sinema dostlarına teşekkür ederim. (Aykut, Özgür, Gökhan, Serkan) Umarım uzun yıllar bu ekip ile incelemelere devam edebiliriz. Daha önce Tarkovsky ve Akira Kurosawa çalışmalarında da bazı arkadaşlar ile bir arada olma şansımız olmuştu. Belirlediğimiz filmler ile birlikte incelemeler kaleme almıştık. Bu sefer kalemi arka plana atıp “Zoom” üzerinden toplantılarımızı gerçekleştirdik. Artık etkinlik bittiğine göre bir kaç inceleme de kaleme almak istiyorum. Kuşlar bunun için güzel bir başlangıç olacak.

resim

İlk önce Robin Wood’un da sorduğu soru ile başlayalım. Kuşlar ne anlama gelir? Kuşları burada anlatmanın 3 yolunu sunar film. Birinci okuma da “Kuşlar dünyanın insanlardan alacağı intikamın imgesidir.” İnsan acımasızca doğada varlığını sürdürürken buna tepkidir kuşlar hatta tanıtım filminde Hitchcock bu tema üzerine yoğunlaşmıştır. Filmin açılış sekansında düzenin üzerinde tedirginlik yaratan kuşlar ile başlayan bu hikayenin böyle okunması çok da doğru olmayacaktır. İkinci okuma şekli restoranda kenarda düşüncesini seslendiren alkollü karakter tarafından yapılır “Kuşlar tanrının cezalandırmasının bir aracıdır” Kutsal metinler ile ifade edilen bu durumun o dönemin tanrı kavramına zıtlık oluşturduğunu düşünürsek ya da bu acımasız ve cezalandırıcı tanrı anlayışının orta çağda karanlıklar içerisinde kaldığını kabul edersek bu okumada bizim için yeterli değildir. Kuşlar ne anlama gelir konusuna Zizek’te değinmiş ve Kuşlar olmadan kuşlar filmini düşünmeye kapı açmıştır. Üçüncü okuma da kuşlar, insanlar arasında ki gerilimin ifadesidir. İlk kuş saldırısı Melanie Daniels (Tippi Hedren) ile Mitch Brenner (Rod Taylor) limanda karşı karşıya geldikleri zaman ortaya çıkar ve bunun örneklerini farklı gerilimlerde de görürüz. Ama Zizek’in de ağırlık verdiği bu görüş yine kuşların varlığını tam olarak açıklayamaz. Çünkü özellikle okulda çocuklara yaptıkları saldırı bu görüşün dışına çıkar. Belki de usta yönetmenimiz bu filme tam bir açıklama getirmek istememiştir. Seyircisini bu şekilde yönlendirme de çok başarılı olduğunu düşünürsek bu hayali terazinin dengesinin bir yöne doğru kaymasına film boyunca izin vermez.

Hitchcock bu filmi “Kendini beğenmişlik” üzerine bir film yapmak istedim diye açıklar. Tippi Hedren tarafından canlandırılan Melanie karakterine odaklanır. Melanie zengin kuş dükkanı görüntüsü içerisinde aktarılmadan önce sokakta görünür. Duyduğu ıslık sesine doğru döner ve egosunu tatmin eden bu sese gülümseyerek karşılık verir. Aslında bu kare Hitchcock’un karakterini şekillendirişinin ilk adımlarıdır. Onu kendi dünyasında boş işlerle ilgilenen zengin bir kız olarak inşa etmeye başlar böylelikle kendini beğenen karakterini seyircisine sunabilecektir. Melaine’nin Bodega körfesine yaptığı yolculuğu düşünelim. Kamera Melaine karakteri ile özdeşim kurmamıza izin vermeden arkadan çekim ile sürdüğü arabanın geniş açıdan ve oldukça yüksekten görüntüsünü bize sunar. Melaine’nin dünyasında ki boşluk ya da onun dünyasının küçüklüğü bu şekilde tasvir edilir. Bodega körfezine iki Muhabbet kuşu ile gidişinin aslında anlamsızlığı da bu çekimin gerekçesidir. Tabi ki bu filmin ikinci yarısında tersine döner artık o filmin ikinci yarısında ciddi konular ile ilgilenen ve ilişkilerde bir yeri olan Melaine olarak karşılığını bulur. Bunu da ilk kez Mitch’in annesinin yatağından doğrularak ona ilk adıyla seslenmesi ve artık bir kimliğinin oluşu ile bizlere gösterilecektir. ”Yaşam yapaylığının yaldızlı kafesi içinde” anlamı olmayan Melaine’nin bu dönüşümü Hitchcock filmlerinin büyük kısmında görebileceğimiz bir dönüşüm hikayesidir.

resim

Kuşlar Filmi aynı zamanda Annesel Süperego üçlemesinin bir parçasıdır. North by Nortwest’te Cary Grant’ın canlandırdığı Roger Thornhill’in her adımını haber verdiği annesi. Sapık filminde artık patolojik bir hastalığın karşılığı olan Norma Bates ve nihayet Kuşlar filminde gördüğümüz Mitch’in annesi Lydia’dır. Burada eşinin ölümü ile birlikte hayata karşı korkularını bir duvar gibi oğlu Mitch ile ören ve onunla bu şekilde bir bağlılık yolu çizen bir anne anlatılır. Hatta Robin Wood bu ilişkinin rahatsız edici çağrışımlara neden olduğunu yazar. Annesel Süperego altında ki erkeklerin ilişkilere bakış açısı da oldukça korkulara dayalıdır ve bu ilişkileri uzun süre yürütemezler. Babanın ölümü anne ile olan bağların kuvvetlenmesine ve Freudyen yaklaşımlara zemin hazırlar. Lydia’nın burada Melaine karakteri ile özdeştirilmesi saç şeklinden “Ah anlıyorum” gibi ortak repliklere kadar bir çok detayla aktarılmıştır. Hitchcock bu iki karakter ile bilinçaltı bir ilişki kurmamızı ister bunda da oldukça başarılır. Filmin finalinde arka koltukta Lydia’nın Melaine’ye bakıp kabullenir gülümseyişinin altında aslında Lydia’nın kendi korkularını kabullenişi vardır.

Kuşlar Hitchcock’un titiz bakış açısının da karşılığıdır. Burada Bodega körfezinde ki kasabanın inşasında ki detaylar onun mükemmellik isteğinin bir karşılığıdır. Öğretmenin kaldığı ev her detaya kadar düşünülmüş ve kasaba bundan taviz verilmeden inşa edilmiştir. Filmde diğer dikkat çekici teknik özellik ise müziğin filmde kullanılmamasıdır. Bunun tek bir nedeni vardır kuş seslerinin film boyunca yarattığı gerilime engel olmak istemez. Tıpkı Sapık filmini 1960 yılında siyah – beyaz olarak çekmesi gibi eğer Hitchcock gerekli görürse onu filmde kullanmaktan hiçbir zaman çekinmez. Bu filme teknik bir eleştiri getirecek olursak bacadan küçük kuşların yaptığı saldırı sekansı görüntü olarak yapay bir sunumdur. Burada iki farklı görüntünün üst üste bindirildiği oldukça açıktır. Saldırılar karşısında ellerini kollarını sallayan ve bu saldırıdan önemli bir yara almayan baş karakterler ile tabi ki Hitchcock’un ulaşmak istediği bir amaç vardır onu da Robin Wood şöyle açıklar “Lydia’nın geçmişe ve ölen kocasına nasıl bağlı olduğunun ve bu şekilde kurmuş olduğu düzenin simgesi bu evdir.” Saldırının sabahında Lydia’yı ölen kocasının tablosunu düzeltirken görürüz.

resim

Hitchcock filmlerinde yasanın bir parçası olan polisler oldukça yetersiz, etkisiz ve önlerinde ki gerçeği göremeyecek kadar kör olarak resmedilirler. Kuşlar filminde olup bitene anlayamayan, Sapık filminde bütün göstergelere rağmen olayı çözümleyemeyen şerif hep aynı anlayışın yansımalarıdır. Hitchcock çok küçük yaşlarda babası tarafından polis merkezine götürüldüğünü oradaki polis tarafından şaka ile karışık uyarıldığını ve bir süre orada tutulduğunu Truffaut ile yaptığı söyleşide dile getirir. Aslında bu saçma olayın bir açıklaması da yoktur. Polislerden de ne kadar çekindiğini açıkça ifade etmiştir. Çocukluk yıllarının bir travmasını filmlerine taşımaktan çekinmez. Okul sahnesinde de çocukluğuna dair bir iz buluruz. Öğretmenin öğrencilerden “Ne kadar itaatkar ve sessiz olabileceğinizi gösterin” diye yaptığı istekte bu vardır. Hitchcock Cizvit okuluna gitmiş ve buna benzer bir eğitimden geçmiştir. Bu sekansta ki bu anlatımın farklı bir amacı da vardır. Kuşlar filminde çocuklar, düzeni ve bizim bu düzeni devam ettirişimizin simgesidir. Onlara yapılan bu açık saldırı düzene yapılan tekinliği bozan bir ataktır. Hemen bu sekansın arkasından alevlerin yükseldiği ve düzenin kaotik bir yıkıma teslim edildiği kasabayı görürüz. Oldukça yukarıdan yapılan çekim ile düzenin yok oluşunu kasabanın tepesinde uçan kuşlar ile birlikte görürüz. Bu noktada kuşların düzene karşı bir tehdit olarak okuması rahatlıkla yapılabilir. Bu tehdit bir dönüşümün yansımasıdır. Saldırıdan sonra Lydia ve Melaine büyük bir dönüşüm geçirirler. Filmin final sekansında Melaine’nin merdivenlerden çıkarak kuşların bulunduğu odaya girişi de bu dönüşümün bir parçasıdır. Kuşların kendini beğenmiş ve yapaylığında kaybolan Melaine’ye yaptığı saldırı onu son ve kesin olarak dönüştürecektir. Bu sahne aynı zamanda Sapık filminin ünlü duş sahnesine göndermedir. İki sahnenin de benzer tarzda inşa edildiğini kolayca fark edebilirsiniz ya da Sapık filminde de kullanılan kuşların bu filmle olan bağlarını.

Hitchcock’un dünyasında kadına bakışın yüzeysel anlatımlarını farklı şekillerde gördük. Erkeğe teslim olan bir kadın anlatımı bu filmin genelinde de var olsa da Lydia ve Melaine karakterleri üzerinden 50’li yılların evlilik hayatına, düzenine, kendi korku çemberinden çıkamayan kadınına önemli göndermeler de vardır. Arka Pencere’de James Stewart’ın canlandırdığı Jeff karakterinin dünyasına bağlı olarak meydana gelen Lisa’nın bağımlı dönüşümüne yaptığım eleştirileri bu film için yapamam. Burada ana erkek karakter olarak Mitch’in bu dönüşümde yeri yoktur. Dönüşümün kaynağı kuşlar ve kuşlar ile anlatılmak istenen toplum yaşamında ki korkuların fark edilişidir.
Defalarca izlediğim Kuşlar filmi her seferinde farklı bir ruh ile karşıma çıkıyor. Bu kadar farklı yorumlara kapı açan bu büyük başyapıtı sinema tarihinde çok özel bir yere koyuyorum.
Yazan: Serkan SERT (kuzeydebiryer)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir